Değer eği̇ti̇mi̇ açısındanKur’an kursu
Prof. Dr. Muhammet Şevki Aydın
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
Kur’an kursunu, sadece Kur’an’ı yüzüne okumayı
öğreten, onu ezberleten kurum olarak
görenlerin artık kalmadığını sanıyorum.
Buna bağlı olarak da, “Kur’an öğretimi” kavramının
içeriğini belirlerken, Kur’an’ın yüzüne okunmasını,
kıraatını öğretmeyi ve ezberletmeyi bunun girişi
saymak durumundayız. Bu nedenle Kur’an kursu,
“Kur’an öğretimi” çerçevesinde, bu giriş niteliğindeki
öğretimden sonra Kur’an’ın mesajını öğretime
konu edinmekle yükümlüdür. Görevinin en önemli
kısmı da burasıdır. Onun için, Kur’an kurslarında,
itikat, ibadet, ahlak ve siyer derslerine de yer verilmektedir.
İşte Kur’an kursu, bir bütün olarak ve
özellikle de bu dersler aracılığıyla değer eğitimine
önemli katkı sağlama sorumluluğunu taşımaktadır.
Değer, bireyin tutum ve davranışlarını belirleyen
ölçüttür. Söz ve davranışlar, olaylar ve olgular doğruyanlış,
güzel-çirkin, iyi-kötü, helal-haram şeklinde
tanımlandığında değer ölçülerinden söz edilmiş
olmaktadır. Böyle bir tanımlama, ilgili birey(ler)in
o davranış, olay ve olguları nasıl anlamlandırdığını,
onları anlamlandırma düzeyini ve onlara ilişkin
yargısını göstermektedir. Çünkü değer oluşturma,
bireyin anlam arayışı serüveninin ürünü olarak ortaya
çıkmaktadır. Varlık dünyasını ve hayatı anlamlandırma
çabasını sürdürürken birey, ister istemez,
olup bitenler ve kendi tutum ve davranışları hakkında
değerlendirmeler yaparak birtakım kararlara
ulaşır. Oluşturduğu ve benimsediği bu kararlar,
onun tutum ve davranışlarını yönlendiren/belirleyen
ölçütlere dönüşüverirler. Mimarı olduğu bu
ölçütlere göre kendi hayatını yönetir ve denetler.
Kur’an kursu, bir bütün olarak ve özellikle de bu dersler aracılığıyla
değer eğitimine önemli katkı sağlama sorumluluğunu taşımaktadır.
Bütün tanımların ortak
noktası, değerin bir tercih
durumuna işaret
etmesidir. Birey, oluşturduğu
dünya görüşü ve
hayat anlayışı doğrultusunda,
bu tercihlerini
oluşturmaktadır. Bireyin
temel tercihi olan din/
inançları, değer dediğimiz
bu alt tercihlere kaynaklık
etmektedir. Din/
inançlar, bütün değerlerin
en derininde yer alır,
onların oluşumunda en
belirleyici role sahiptir.
Çünkü din/inançlar,
bireysel ve toplumsal
kimliği belirleyici temel
unsurdur. Dinden beslenen
değerler, doğrular
ile yanlışların, iyilikler ile kötülüklerin ve güzellikler
ile çirkinliklerin sınırlarını belirleyen doğrulardır.
Dinî anlayış, doğrudan değer sistemini, değer
sistemi ise tutum ve davranış biçimlerini etkilemektedir.
Dinî anlayışta meydana gelen değişimler doğrudan
değer sistemine, değer sisteminde meydana
gelen değişimler ise tutum ve davranış biçimlerine
yansımaktadır.
Bir değer, toplumu oluşturan bireyler tarafından
paylaşılan ortak paydaya dönüştüğünde, topluma
mal oluvermektedir. Bu değerler, toplumsal vicdanı
oluşturmaktadır. Bu toplumsal değerler olmazsa
kolektif bir toplum oluşamaz. Evrensel gerçeklikleri
kapsadığı oranda da değer, evrenselleşir.
Evrensellik arz eden değer, zaman aşımına uğramadan
işlevlerini sürdürür.
Değer kavramı insana özeldir. Çünkü tercihte
bulunmak ve bu yolla değere sahip olmak, doğrudan
akılla, düşünme/kavrama yeteneğiyle, varlığı
ve hayatı anlamlandırmayla ilgilidir. Bireyin oluşturduğu
değerler, kuru kurallardan ibaret değildir. Bu
kuralların temelinde çok derin bin insani varoluşsal
çaba söz konusudur. Birey aklını, anlama/kavrama
yeteneğini kullanarak değerlerini oluşturmak
suretiyle, kendi tutum ve davranışlarını bizzat belirleme
gücünü elde etmektedir. Dolayısıyla değerlere
sahip olma bir bilinç meselesidir. Eğer değerleri
sadece kurallardan ibaret kabul edersek, o zaman
onun arkasında yer alan anlam dünyasını, bireyin
anlam arayışı çabalarını ortadan kaldırmış oluruz.
Bütün bunları yapma yeteneği ise, sadece insanda
bulunmaktadır. İnsan bu yeteneği sayesinde, mevcut
alternatifleri anlamlandırmak
suretiyle değerlendirerek
onlardan uygun bulduğunu
tercih etmektedir. Halbuki,
hayvanların böyle bir seçimde
bulunma imkânları bulunmamaktadır.
Bireyin değerlere sahip olması,
bir bilinç meselesi olduğundan
dolayıdır ki, birtakım
kurallara körü körüne uygun
davranması, onun gerçekte
değerlere sahip olduğunu
göstermez. Gerçekte değerlerini
bizzat oluşturup onlara
göre tutum ve davranışlarını
belirleyen birey özne
konumunda iken, birilerinin
empoze ettiği ve kendisi
pasif kabullenici konumunda
kalıp körü körüne onlara göre hareket eden ise
kendini nesneleştirmiş durumdadır; taklit düzeyinde
kalmıştır.
Manasını anlamadan değer diye birtakım kurallara
bilinçsizce uygun davranmak, gerçekte değerden
beklenen sonuçları doğurmaz. Söz gelimi, bu
yıl Kutlu Doğum haftasında konu edindiğimiz merhamet,
eğer gerekli bilgi ve bilince dayanmıyorsa,
“Merhametten maraz doğar” özdeyişimizi haklı
çıkaracak sonuçlara yol açabilir. Evladının rahatını
düşünerek onun eğitimini ihmal eden ebeveyn,
merhamet adına merhametsizlik etmektedir.
Himayeci anne baba, merhamet adına çocuğuna
merhametsizlik etmektedir. Öğrencisine hak etmediğini
veren öğretmen, öğrencisine merhametsizlik
etmektedir vs. Oysa gerçekte merhamet, maraz
doğurmaz. Adaletle irtibatlandırılıp bütünleştirilmiş
merhamet, mahza iyiliktir.
Bireyin oluşturduğu değerler, kuru kurallardan ibaret
değildir. Bu kuralların temelinde çok derin bir
insani varoluşsal çaba söz konusudur. Dolayısıyla
değerlere sahip olma bir bilinç meselesidir.
Meseleye bu açıdan bakınca, bireyin kendi değerlerini
oluşturma sürecinin, aynı zamanda özgürleşme
sürecine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Şöyle ki,
kendi değerlerini oluşturup onlara göre tutum ve
davranışlarını belirleyen birey, alternatifleri değerlendirerek
onlardan uygun olanı bizzat kendisi seçmektedir.
Kararlarını bizzat kendisi oluşturmaktadır.
Üstelik bu kararlara içtenlikle, seve seve
uymaktadır. “Çevreme karşı ayıp olmasın, sonra
bana ne derler, beni ayıplarlar veya içinde bulun-
Dinî anlayış, doğrudan
değer sistemini, değer
sistemi ise tutum ve
davranış biçimlerini
etkilemektedir.
Her nerede olursa olsun o, tamamen kendinden
hiç uzaklaşamayan değerlerine göre hayatını
düzenlemeye çalışmaktadır. Bu hayatta farkındalık,
samimiyet, tutarlılık ve tam bir şeffaflık söz konusudur.
Sonuçta bu birey, dürtülerinin/hevasının/nefsinin
esaretinden kurtulduğu gibi, çevresinin boyunduruğu
altına girip kalıplanma esaretinden de sıyrılmaktadır.
İnandığı, gönüllü olarak benimseyip bağlandığı
“Allah’ın hoşnutluğu” değeri, onun tam bir
ahlaki özgürlüğe kavuşmasını kılavuzlamaktadır.
Değerleriyle kendi şahsiyetini inşa eden birey,
özgürleştikçe sorumluluk bilincini de geliştirmektedir.
Çünkü değerlerini oluşturacak kadar anlamlandırma
düzeyi yükselen bu birey, varlık dünyasına
ve hayata ilişkin oldukça sağlıklı ve düzeyli bir farkındalık
kazanmaktadır. Bu farkındalık, bireyin varlık
dünyasındaki konumunu ve diğer varlıkla ilişkisini
doğru kavramasına yol açmaktadır. Bu kavrayış,
ister istemez sorumluluklarını fark edip onlara
göre tutum ve davranışlarını yönlendirmektedir.
Bu sorumluluk bilinci, birtakım değerlere göre
hareket etmesinin gerekliğini daha derinden
idrak etmesine katkı sağlamaktadır. Haliyle, bireyin
böylesine bir anlamlandırma sonucunda oluşturduğu
bağlanma/kendini kayıtlama, özgürlüğünü
ortadan kaldıran değil, tam aksine besleyen
unsurdur. Mümin, inandığı değerlere salt “Allah’ın
hoşnutluğu”nu kazanmak arzusuyla bağlı kalmakla,
kendini esir edebilecek olan bütün prangalardan
kurtulup özgürleşmektedir. Kaldı ki, bu bağlanma,
bireyin bizzat kendisinin bilinçle ve içtenlikle oluşturduğu
bir durumdur. Bunu yaparken de birey,
kendini nesneleştirmemekte, özne kalmaktadır; bu
tercihin mimarı kendisidir.
Bütün bu ifadeler, kendi değerlerini oluşturma sürecini
yürüten bireyin, aynı zamanda ahlakî gelişim
sürecini sürdürdüğünü göstermektedir. Değerlerini
oluşturup onlara göre hayatını düzenleme yetkinliğine
kavuşan birey, ahlakça özgürleşme, ahlakça
olgunlaşma düzeyini de ortaya koymuş olmaktadır.
Bu değerlendirmeler açıkça göstermektedir ki, bireyin
belirtilen nitelikte kendi değerlerini oluşturarak
dürtülerinin/nefsinin ve çevre şartlarının esaretinden
özgürleşmesi, oldukça zordur ve uzun soluklu
bir eğitim süreci gerektirmektedir.
İşte Kur’an kursu, bireyin kendi değerlerini bu çerçeveyle
oluşturma sürecinde elinden tuttuğu oranda
din eğitimi görevini yerine getirmiş sayılacaktır.
Kursiyerin İslami değerlerle tanışıp onları özümseyip
kendine mal etmesine katkı sağla(ya)mayan bir
Kur’an kursu, misyonunu bilmeyen, görevini hakkıyla
yap(a)mayan bir kurumdur.
İyi de, Kur’an kursu bunu nasıl gerçekleştirecektir?
Meselenin can alıca noktası tam da burasıdır.
Madem ki, değerler kalıp kurallardan ibaret değil;
asıl önemli olan onların arkasında duran özdür/
anlamdır, öyleyse Kur’an kursunun yapacağı değer
eğitimi, asıl bu anlam boyutunu öne çıkarmak durumundadır.
Değer eğitimi adına, değerlerin kalıplarını
ezberletmek marifet değil, gerçekte yapılması
gereken o değerlere ruh veren anlamı bireyin kavramasına
yardımcı olmaktır. Çünkü değere sahip
olmak, bilinç işidir/meselesidir. Bu bilinci kazanmanın
yolu ise, değerlere can veren anlam dünyasını
keşfetmekten geçmektedir. Varlığı ve hayatı
birlikte değerlendirme bütünlüğü içinde anlamlandırılmayan
değerin arka planındaki anlam dünyası
keşfedilemez. Değer eğitimi çerçevesinde Kur’an
kursundan da beklenen, bireyin İslami öğretiyi kavrayarak
değerleri varlık dünyası ve hayatın bütünlüğü
içinde bir bir keşfetmesine, onları içselleştirip
gönülden benimsemesine kılavuzluk etmektir.
Böyle bir kılavuzluk görevi, belli bilgi kalıplarını
ezberletmekle yetinmeyi marifet sayarak öğrenciyi
bu hazır bilgi kalıpları karşısında pasif alıcı konumuna
indirgeyip nesneleştiren, anlam arayışını durduran,
düşünmeyi/sorgulamayı dumura uğratan
ezberci eğitim anlayışıyla yapılamaz, yapılamamaktadır.
Ayrıca Kur’an kursu, değer eğitimini sadece
belli derslerdeki formal öğretim faaliyetleriyle sınırlı
görürse, yine tutarlı bir değer öğretimi yapamaz,
dolayısıyla başarılı olamaz. Değer eğitimi söz konusu
olduğunda kurumun bütün olarak buna göre
düzenlenmiş olması gerekir. Kur’an kursunun bütününe
bir ruh gibi nüfuz edecek şekilde din eğitimi
hayata geçirilmelidir. Değerleri hayatın içinden
somut örneklerle takdim etmek, bireyin yaşarken
onları fark edip içselleştirmesini sağlamak, en etkili
ve olmazsa olmaz yoldur/yöntemdir.
2005 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı olarak yürürlüğe
koyduğumuz yeni din eğitim anlayışı/teorisi,
yukarda çerçevesini çizdiğimiz etkin ve verimli
değerler eğitimini öngörmektedir. Kur’an kursu
öğreticilerimiz ve yöneticiler tarafından bu din eğitim
anlayışı hakkıyla kavranıp eğitim-öğretim süreçleri
ona göre düzenlendiğinde arzu edilen ürünleri
elde etmek mümkün olacaktır.
Kaynak
Aydın, M. Şevki, “Ezberci Din Eğitimi”, Diyanet Aylık Dergi, sayı:
227, Kasım 2009.

.jpg)