Değer üreten dindarlık ve değerler eğitimi (PROF.DR.MEHMET GÖRMEZ)

İlahî öğretiler açısından bakıldığında bugün topyekûn bütün insanlığın bir değerler kaybına uğradığı hatta
bir değerler bunalımı yaşadığı muhakkaktır. İnsanlık
tarihi boyunca bireyleri ve toplumları derinden sarsan
en önemli bunalımlardan birisidir değerler bunalımı.
Hatta söz konusu bunalım, ahlak bunalımından
daha derindir. Modern zamanlarda bilinçli değersizleştirme
politikaları, insanı, varlığı ve kâinatı değerlerden
arındırma siyasetleri, bu bunalımı daha da derinleştirmiştir.
Modern zamanların insanı, sadece ‘mekârim-i
ahlak’tan ve ‘mehasin-i edep’ten uzaklaşma sorunuyla
değil, aynı zamanda ürettiği sözde yeni ahlâk teorileri
ve aşkın, metafizik boyutlardan yoksun etik söylemlerle
yüksek ahlaka karşı mücadele eden bir anlayış
ile de karşı karşıya gelmiştir. Üzülerek ifade edelim
ki bu anlayış, ahlakı ahlak kılan değerlerin çatısını
sarsmakla kalmamış; ‘değer koyan insan’ sloganıyla
hem ahlakın aşkın metafizik kaynağını hem de değerler
hiyerarşisini altüst etmiştir. Neticede insanı ve toplumu
ahlâktan uzaklaştıran, ahlaklı olmayı zorlaştıran
bir hayat tarzı insanlara sunulmuş; bundan ahlakın
en asgari mertebesi olan hukuk bile zarar görmüştür.
Çünkü bu anlayış, menkul veya gayr-i menkul ederlere
insanı insan kılan değerleri feda eden fayda ve çıkar
gibi sadece menfaat alanının değerlerini ön plana
çıkartmış, bu da beraberinde çatışmayı, çekişmeyi,
haksız rekabeti, kin ve nefreti, şiddeti, haksızlığı ve
savaşları getirmiştir.
Değerler bunalımının bir sebebi de değerler hiyerarşisinin
bozulmasıdır. Tercihlerimizde bize rehberlik
edecek değerler hiyerarşisini sıradan bir okuma
ile kuramayız. Değerler terazisini doğru kurmak
için sadece doğru bilgi yeterli değildir. Aynı zamanda
bilgi hiyerarşimizin de bozulmamış olması gerekir.
Bilhassa değerler hiyerarşisinin bozulması, amaç değerlerle
araç değerleri, gaye değerlerle vesile değerleri
birbirine karıştırmış; bu durum, araçlarda zenginleştikçe
amaçlarda fakirleşmeyi, vesileleri artırdıkça gayelerde
zayıflamayı intac etmiştir.
Ne yazık ki modern zamanlarda değerler bunalımı,
dindar insanları da kuşatabilmekte, ahlak ve değer
üreten bir dindarlık yerine, yozlaşan ve değerleri tüketen
bir değer anlayışıyla bizleri karşı karşıya bırakmaktadır.
En büyük tehlike, değer üreten değil, değerleri
tüketen hatta yozlaştıran sanal bir dindarlıktır.
Burada biz din görevlilerine daha doğru bir tabirle din
gönüllülerine büyük vazifeler düşmektedir. Zira camiler,
kürsüler ve minberler sadece değerlerin anlatıldığı
mekânlar değil, aynı zamanda değerlerin üretildiği ve
eğitiminin yapıldığı yerlerdir. Çünkü değerler eğitimi,
ahlaki, kültürel, ruhsal, bireysel ve toplumsal alana
ilişkin uygun duyarlılık geliştirmek, erdem, fazilet ve
değer duyarlılığı oluşturmaktır.
Her şeyden önce
din gönüllüsünün
sadece değerler bilgisine
sahip olması
yetmez. Bunun yanında
değerler hiyerarşisini
çok iyi
bilmesi; gaye değerlerle
vesile değerleri,
amaç değerlerle
araç değerleri
birbirinden
tefrik etmesi; bilgi hiyerarşisi ile değerler hiyerarşisi
arasındaki ilişkiyi doğru kurması, söz konusu değerleri
bu hiyerarşilere uygun olarak en uygun bir üslup
ile anlatma becerisine sahip olması gerekir. Üstelik
bunu yaparken de değerlerin iman, ibadet ve ahlak
ile ilişkilerini doğru belirlemesi ayrı bir öneme sahiptir.
Sözgelimi iman, kendisi sadece bir değer değildir.
Bütün ahlaki ve manevi değerlere kaynaklık eden bir
değerler manzumesidir. Yine ibadet, mahza şekil itibarıyla
bir değer değildir. Ahlak ve değerlere sahip
olmayı ve değerler üretmeyi öğreten bir davranışlar
manzumesidir. Bu sebeple ibadetleri, prospektüs
yöntemiyle değil, kadim literatürün hikmet-i teşri dediği
söz konusu ibadetlerin bize kazandıracağı yüksek
değerler ile birlikte anlatmak gerekir. Hatta bizim
için bu bilgiyi topluma en güzel bir şekilde takdim
etmek de yeterli değildir. Öncelikle değerleri, örnek
hayatımız ve örnek yaşantılarımızla göstermek durumundayız.
Sonuçta değerleri tüketen ve yozlaştıran
bir dindarlık değil, değer üreten bir dindarlığı tesis
etme yolunda rehberlik yapmalıyız. Çünkü Kur’an’a
göre de sadece marufu işlemek yetmez. Marufu egemen
kılmak da gereklidir. Münkerden kaçınmak bizatihi
bir erdem değildir. Mühim olan insanlığı münkerden
arındırmaktır. (Âl-i İmran, 104, 110.) Yetime
yardım etmek yetmez. Yetime yardımı teşvik ederek
toplumsal bir bilinç oluşturmak gerekir. (Bakara, 177;
Mâun, 2-3.) Sabır ve merhamet yetmez. Sabrı ve merhameti
(Ğâşiye, 17-18.) tavsiye etmek gerekir. Kısacası
bizim için bir davranışı ahlaki kılan değerlere sahip
olmak yetmez. Söz ve davranışlarımızla, örnek yaşantılarımızla
değerler üretmemiz, değerler üretilmesine
rehberlik etmemiz, değerler eğitimi vermemiz gerekmektedir.
Son olarak modern dindarlığın yol açtığı anlam ve değer
kaybının farkında olmalıyız. Ruh yüceliğini ve gönül
derinliğini koruyacak ve sürdürecek bir dindarlığa
vurgu yapmalıyız. Zira mensubu olmakla iftihar ettiğimiz
din-i mübin-i İslam, bir ahlak ve değerler uygarlığıdır.
Aslında insan, kendi öz doğasını, fıtratını ve yüceliğini
bu erdemler aracılığı ile keşfedebilir. Yeter ki
yüce dinimiz İslam’ın bu keşiflerde insana kılavuzluk
eden büyük bir hazine olduğunun farkında olalım.